5 Şubat 2012 Pazar

Kağıttan Gemi

                                                           Kağıttan Gemi
                      

                           Küçükken yaptığım kağıttan gemileri hatırladım bu sabah…Yüzmezdi…O kadar uğraşır,özenirdim ama dinlemez su alıp batardı.Kahrolurdum…Ama vazgeçmezdim yine de.Çocuk aklı diyeceksiniz.Değil!Çocuk yüreği olmalı doğrusu…Çocuk aklı çocuk yüreğine yenilirmiş..Şimdi anladım…

                            En güzeli de neydi biliyor musunuz?Hayal…Yaparken ayrı,yüzdürürken(daha doğrusunu siz de ben de biliyoruz…) ayrı heyecanlanıp hayallere dalardık…O ülke senin,bu ülke benim…Kaf Dağı’nın ardına varmaya çalışırdık bilmeden…Ne bir yorulma ne bir isteksizlik ama ara da umutsuzluğa kapıldığımız olurdu.Doğrudur.Sizi bilmem ama ben o zaman annemin yanına koşardım umut tazelemek adına…

                             O gemilerle nasıl da her şeyden sıyrılırdık…Gözler ışıl ışıl,umut dolu..Ve biz ne kadar hayale dalsak o gemi batardı içinde bir dolu umut hazinesiyle…Ağlardım…Kolumuzu sokup almak vardı ama biz yine de almaz yeni umutlarla yükleyip içini yeni gemiler inşa ederdik çocuk saflığımızla.Her gemide başka bir hayal başka bir aşk başka bir hüzün belki de…Ben kaptan oluyordum,izleyiciler kamarot…Adım batan geminin kaptanı..İçinde hüznüyle….

                             Hayallerle kaçmaya çalışırdık belki bir başka diyara buradan umudumuzu kesmişiz gibi…Ama hayır,öyle değildi…Çocuk yüreği öyle büyük öyle büyüktü ki sığmazdı hiçbir toprak parçasına…

                            Dedeme sorardım bir de gemileri bu hayalleri kurduktan sonra…Severmiş ama hep hüzünle hatırlarmış..Neden?..Sevdiklerinden ayrılmış gemiyle,daha küçücükken ayrılmış doğduğu topraklardan…Ondan benim her hayalime temkinli yaklaşırdı.’Geride kalana acı çektirmeyecek,kendinin de üzülmeyeceği hayaller kur,pişman olma’derdi…O zaman anlamazdım belki de ama şimdi anlıyorum…Bu hangi gemi?..Sevdiğimize mi kavuşacağız?..Yoksa ayrılacak mıyız arkamızda yaş bırakarak?..Biri bu soruları çocuk yüreğime cevaplasın!..

11 Aralık 2011 Pazar

21 Aralık 2011 Grevi

                                                         Mutlu Son


                ‘İnsan her şeyin ölçüsüdür’ diyor filozof.Birtakım şeyler insan için,insana göre insan tarafından şekilleniyor.Kimi zaman iyi anlamda kimi zamansa kötü anlamda bir şekillenme bu.İnsan ölçüyor,biçiyor ve tartıyor.Gözü keserse uğraşıyor,çözüm arıyor sorunlara.Aslında bakılırsa hiç kimse kayıtsız kalamıyor dış dünyadaki gelişmelere,sorunlara,yaşananlara en nihayetinde…İlk insanlar,önce barınmayı ve yiyecek problemini çözüyor,savaş aleti yapıyor.Geliştirdikleri aletlerle kendini koruyor,avlanıyor,karnını doyuruyor.Karnı tok sırtı pek olunca da insan başlıyor yaşadıklarını anlatmaya…Anlatıyor etrafına sonra kelimeler de yetmiyor.Başlıyor mağara duvarlarına resimler çizmeye orada sorunlar da var çözümler de.Belki bize bir şeyler aktarma çabası…Sonra hep iyi gitmiyor hayat.Bazen toplu bazense bireysel ölüyor insanoğlu…İnsan merak ediyor ama korkarak..Kendince düşünüp fikir yürütmeye,çözüm bulmaya çalışıyor..Tıp çıkıyor ortaya..Biraz fallara biraz tanrılara kalıyor hastaların işi sonra deneme yanılma yapılıyor.Hep yeni şeyler bulmak için merakla…Kimi zaman istedikleri oluyor kimi zamansa istemedikleri…Yılmıyorlar.Apayrı yöntemler apayrı çözümler apayrı düşünceler ile şekil veriyorlar tüm bilimlerin karışımı olan bu sanat sevgisine…İş böyle olunca da hekim toplumda büyüyor.İnsanlar mahremlerini açıyor,dertlerine çözüm arıyor ve hekimler sayesinde yaralarına bir merhem,üzüntülerine bir telkin buluyorlar.Önemsiyorlar hekimleri…Gel zaman git zaman türlü hekimler çıkıyor ortaya birbirlerinden etkileniyor,fikir alışverişinde bulunuyorlar.Öyle para mara,mal mülk için değil.İnsan için…Ne kadar yüce bir duygu ki bu mertebeye ulaşana helal olsun…
                     Hekim toplumda büyüdükçe daha bir sarılıyor işine ve sarıldıkça yine yeni arayışlar içine giriyor…Yeni hastalıklara çözüm bulmak için gecesini gündüzüne katıyor…Kimi zaman uyumuyor ve zaman da ilerledikçe kendini küçük bir hastaneden daha kompleks bir hastaneye taşıyor.Hiç görmediği insanlar için çaba harcıyor.Kimi zaman da bir aşı buluyor ki çocuklar ölmesin…Kimi zaman da bir salgına çare oluyor.Bir kaptan gibi gemisini en son o terk ediyor.Hayatından,duygularından ve eğer düşünülürse geleceğinden bir bir çalıp insanlar için kullanıyor…Sonra akla bir ülke geliyor:insanları güzel,toprağı güzel…Ve bu ülkede sağlık hizmetleri hep ileri gitmesi gerekirken nedeni aslında bilinir ama hani zordur anlatması…Ondan geri gidiyor.
                     Aşısını,ilacını kendi kendine yapan,kendi kendine yeten kuruluşları bir bir  kapanır…Aşılar dışarıdan alınır,ilaçlar dışarıdan dilenilir.Sağlık konusunda, her gelen hükümet kendini deneme tahtasında sanır.Bir orayı düzeltir(!) o taraf yıkılır,diğeri gelir hepsini yıkar…Topluma da öyle lanse edilir ki herkes hekimlere cephe alır.Böyle olunca da hasta hekimin karşına çıkmak istemez,böylece hekimlerin saygınlığı azalır da azalır.Hepsi bir bir gözden düşer.Hele bir de hekimlerden biri yanlış bir şey yaptı mı yanlış yollara girdi mi bakın da görün ortalıkta dolaşan lafları.Bir propaganda,ellerinde yaftalarla o kanal senin bu kanal benim gezerler.İyice gözden düşer hekimler.Peki boş dururlar mı?Hayır,elbette boş durmazlar,seyirci kalmazlar bu oyuna.Belki kanallara çıkıp anlatamazlar ama yine de örgütlenirler…Hasta-hekim ilişkisini patron-müşteri ilişkisine çevirmeye çalışan korku imparatorluğu imgelerine zihniyetlerini yüzlerine çarpar…
                   Öyle kolay olmayacaktır ama birgün elbette her şey değişecektir.Güzel bir dünya,yaşanılır ülke ve insanca sağlık hizmetleri oluşacaktır bizler sayesinde.Hekim eski saygınlığına kavuşacak,insanca çalışacak,işinden usandırılmayacak,hak ettiğini kazanacak,bir yarış uğruna helak edilmeyecek,özerk bırakılacak,intörnler hiyerarşide hamam böceklerinden sonra gelmeyecek, öğrencilerine de daha iyi bir eğitim sunacak hekimler ve yelken açacaktır yeni limanlara bilim denizinde…
                      Arkadaşım bu hikayenin sonu neden böyle bitmesin?Her şey kötü gidecek değil ya…Yeter ki kenetlenelim.Haklarımız gel birlikte koruyalım ve söke söke alalım.Sağlığın lütuf olmayıp hak olduğunu beyinlere sokalım.Gel tartışalım,fikir alışverişinde bulunalım.Harekete geçelim.Bir yerden başlamak adına toplantılarımıza gelin.Her şey bizim için,hikayemiz mutlu sonla diyedir tüm çabalarımız.Çok susmadık mı,yetmedi mi artık?..Haklarımızı almak adına seni 21 Aralık 2011 Çarşamba günü yapacağımız toplu greve çağırıyorum!
                                                                    


                                                                                                   Ahmet Çağdaş YILMAZ

                                                                                                        ADÜTF Dönem 1