Kağıttan Gemi
Küçükken yaptığım kağıttan gemileri hatırladım bu sabah…Yüzmezdi…O kadar uğraşır,özenirdim ama dinlemez su alıp batardı.Kahrolurdum…Ama vazgeçmezdim yine de.Çocuk aklı diyeceksiniz.Değil!Çocuk yüreği olmalı doğrusu…Çocuk aklı çocuk yüreğine yenilirmiş..Şimdi anladım…
En güzeli de neydi biliyor musunuz?Hayal…Yaparken ayrı,yüzdürürken(daha doğrusunu siz de ben de biliyoruz…) ayrı heyecanlanıp hayallere dalardık…O ülke senin,bu ülke benim…Kaf Dağı’nın ardına varmaya çalışırdık bilmeden…Ne bir yorulma ne bir isteksizlik ama ara da umutsuzluğa kapıldığımız olurdu.Doğrudur.Sizi bilmem ama ben o zaman annemin yanına koşardım umut tazelemek adına…
O gemilerle nasıl da her şeyden sıyrılırdık…Gözler ışıl ışıl,umut dolu..Ve biz ne kadar hayale dalsak o gemi batardı içinde bir dolu umut hazinesiyle…Ağlardım…Kolumuzu sokup almak vardı ama biz yine de almaz yeni umutlarla yükleyip içini yeni gemiler inşa ederdik çocuk saflığımızla.Her gemide başka bir hayal başka bir aşk başka bir hüzün belki de…Ben kaptan oluyordum,izleyiciler kamarot…Adım batan geminin kaptanı..İçinde hüznüyle….
Hayallerle kaçmaya çalışırdık belki bir başka diyara buradan umudumuzu kesmişiz gibi…Ama hayır,öyle değildi…Çocuk yüreği öyle büyük öyle büyüktü ki sığmazdı hiçbir toprak parçasına…
Dedeme sorardım bir de gemileri bu hayalleri kurduktan sonra…Severmiş ama hep hüzünle hatırlarmış..Neden?..Sevdiklerinden ayrılmış gemiyle,daha küçücükken ayrılmış doğduğu topraklardan…Ondan benim her hayalime temkinli yaklaşırdı.’Geride kalana acı çektirmeyecek,kendinin de üzülmeyeceği hayaller kur,pişman olma’derdi…O zaman anlamazdım belki de ama şimdi anlıyorum…Bu hangi gemi?..Sevdiğimize mi kavuşacağız?..Yoksa ayrılacak mıyız arkamızda yaş bırakarak?..Biri bu soruları çocuk yüreğime cevaplasın!..